5 Aralık 2011 Pazartesi

Bedelli Öğrencilik

Okul vakti harici ve okul dışı bir yerde öğretmen ile karşılaşılır, öğretmen sorar kendi dersini kastederek;

- Sınavın nasıldı?

diye ve öğrenci durur mu? Yapıştırır cevabı!


- Hocam beşinci senem bu okulda, bu da demek oluyor ki beş dönemdir bir fiil alıyorum bu dersi ve bu vakte dek fire vermedim de sınavlarınızda. Buna mukabil olarak daha evvel toplamda on iki sefer olmak üzere sınavınıza girmiş bulunuyorum. Bu kağıdımı da on üçüncü olarak arşive ekleyin ki seri bozulmasın.  Kısa dönem öğrenciyken, mezuniyet terhise döndü de uzun dönem misali hal aldı okul. Siz de baktıkça beni anımsayın, saygılar, şerefe...

Aldığı cevap üzerine

- Bir dokunduk, bin ah işittik oğlum?

der öğretmen ve cevabı yine gecikmez;

- Yok hocam! Daha on üç oldu. Hem bin tanesine değil sizin, benim ömrüm dahi yetmez.

Sonuç itibariyle, bedelli öğrencilik istiyoruz efendim.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

27 Ekim 2011 Perşembe

Özgeçmiş

İşbaşvurularımızda kafa kağıdı niteliği taşıyan özgeçmiş örneğimizin, görselin tam boyutlu halini görmek için lütfen üzerine tıklayın.

Dipnot ı  : Örneğe tıkladığınızda boyut değiştiren görsel hala yetersiz ise; Show Original yazısına tıkladığınız vakit ayrı bir sekmede görüntüleyebileceksiniz. Oda yetersiz gelir ise; ayrı sekmede açılan görselin üzerine bir kere daha tıklarsanız, bir kat daha büyüyecektir.

Dipnot ıı : Tıklamazsanız çok da bir tarafımızda.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

26 Ekim 2011 Çarşamba

Öyle Gö... Neyse...

Eski çalıştığınız işyerini ziyaret edersiniz; sizin zamanınızda orada bulunup arkadaşınız olan ve siz oradan ayrıldıktan sonra çalışmaya başlayan, geçmiş zamanda değilse bile şimdi arkadaşınız olabilecek kişileri selamlarsınız. Karşılıklı hatır, gönül sormalar ardından kısa, kesik konuşmalar koyu bir sohbet halini alır. Bu koyu sohbet sırasında siz ayrıldıktan sonra çalışmaya başlayan, geçmiş zamanda değilse bile şimdi arkadaşınız olabilecek diye varsaydığınız kişilerden biri elindeki işi bitirdiğini söyler bir diğer iş arkadaşına, eski iş arkadaşınıza. Yaptığı işi bildiğinizden ağız alışkanlığı ile
- Kodları test etmeyecek miyiz?

dersiniz, eski iş arkadaşınıza dermiş gibi. Cevap gecikmez ve

- Ben yazarım, kod çalışır! Daha evvel benim masamda çalışmış, grafik arkasındaki gölgeyi dahi kaldıramayan ve tek işi blog yazmak olan arkadaşların yapmaya çalışıp beceremediği işlere benzemez benim işlerim...

şeklinde ukalaca bir cevap olur. O masayı daha evvel sizin kullandığınızı bildiği halde kendince size lafın ucunu dokundurur, hatta dokundurmakla kalmayıp soktuğunu* zanneder. Cevap vermez, hatta gülersiniz bile. Ama içinizden geçirdiğiniz tüm küfürler eşliğinde... Ancak kişinin, çalışanın bu ukalaca cevabı ardından; bu ukalaca cevabına

- Sen iş yaptığın için para alıyorsun. -ki o parayı alabilmek için de epeyce uğraşıyorsun, hatta eğiliyorsun. Buna mütakıben domalmış oluyorsun, sayılıyorsun. Ama bir fark var, o iş yapsın diye para alıyordu ve parayı veren de o sıra eğiliyordu...

şeklinde daha da ukalaca bir cevap verildiği duyulur, bu da eski işvereninizin cevabı olur. Buna da cevap vermez, yine gülersiniz. Bu kez içinizden küfürler etmez, sadece "Öyle göze böyle kirpik..."* dersiniz. Vakit geçtikçe koyu olan sohbet daha da koyulaşır ve derken gitme vakti gelir. Girdiğinizde verdiğiniz selamın aksine şimdi de çıkarken veda edeceksinizdir ve bu olanı ilerleyen zamanda hatırlayacak, her hatırladığınızda da tekrar tekrar güleceksinizdir.

soktuğunu* : Laf soktuğunu

"Öyle göze böyle kirpik..."* : Öyle gö... Neyse...
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

24 Ekim 2011 Pazartesi

Bi'git

Evet arkadaşım bi'git, siktir git. Neden baktın ki şimdi öyle boncuk boncuk?

Sen değil miydin ilkokul müsameresinde "Orda bir köy var uzakta..." diyen, ardından "Gitmesek de, görmesek de..." diye ekleyen? Her kimse yanında oturan ve tanımadığı halde ona gözündeki iki damla yaş eşliğinde "Benim oğlum!" diyen senin annen değil miydi? Sevinçle hem de... Bir şey başarmışsın gibi var gücüyle alkış tutan da babandı sanırım senin? Gururla "Aslan oğlum!" deyip... Eve gitmeden önce en sevdiğin çikolatayı aldı baban o gün, evinize gittiğinizde de gece annen örttü üstünü sıkıca "Üşümesin..." diye.

23 Ekim günü 7.2 şiddetinde deprem oluyor; bunu duyduğunda yorumun "İlahi adalet!" gibi iki kelimeden ibaret, senden bile basit bir cümle oluyor. -ki onu da söylemiyorsun aslında, kusuyorsun. Nefretini... Neden? Haritanın sağı çünkü, Van. Bir habere üzüldün mü "Tek karış toprak alamazlar! Yakarız, yıkarız, viran eyleriz..." dediğin, bir diğer haberde de kızdın mı "İlahi adalet!" diyebildiğin Van. Adını duydun mu nur yüzünün cellada döndüğü... Unutmadan; bir de arkadaşın, arkadaşların var. Bizim "Eşek geldin, eşek gideceksin..." dediğimiz türden arkadaşın, arkadaşların. Üzüldü mü sana eşlik eden, kızdığında da senin dediklerine dahasını ekleyen. Muhtemelen ilkokul müsamerende o da seninle aynı sahnedeydi.

Hani annen yanındakine, o tanımadığı insana gözünde yaş olmasına rağmen... -ki üzüntüden değil ağlamasının sebebi, sevinçle "Benim oğlum!" demişti ve baban da diğer bir köşede var gücüyle alkışlamıştı ya seni gururla "Aslan oğlum!" diyerek? Hani baban en sevdiğin çikolatayı almıştı, annen "Üşümesin..." diye sıkıca örtmüştü üstünü sen uyurken... Şimdi orada da bir değil, bir çok anne ağlıyor çocuğu ve çocuğunun babası için. Kimi anne "Çocuğum aç kaldı..." diye, kimi baba "Çocuğum üşüyor..." diye, kimi de eşiyle dostu için "Nasıllar acaba?" diye... Hiçbiri aynı evde yaşamasa da; her biri bir evin çocuğu, bir evin annesi, bir evin babası. İnsan işte...

Sahnede değil hiçbiri, perde kapandığında da kimse alkışlamayacak ve izleyenler de unutacak yarın her birini. Haritanın sağı, Van çünkü; sizlerin acısına sevindiği, birilerinin de üzüldüğü Van. İyisi mi sen bi'git; gitmeyip görmediğin o yere değil de... Git işte sen.

O değil; 19 Mayıs günü olan depremde GSM operatörleri  ücretsiz dakika ve mesaj hakkı verdiğinde "Keşke İstanbul'da da deprem olsa!" diyen sen miydin yoksa ben eşeklerinden biriyle mi karıştırdım? Pardon, arkadaşlarından biriyle...
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

17 Ekim 2011 Pazartesi

İçin Rahat Olsun(!)


Dedin diye, sırf sen dedin diye Samsun içiyorum artık. Sigarayı bırakamadığım gibi, içkide de aynı durum söz konusu oldu. İçmiyorum değil belki ama yine sırf sen dedin diye içkiyi de eskisi gibi, eskisi kadar içmiyorum. İçeceksem bile evvel zaman içinde Laila, Reina gibi mekanlarda boy göstermiş olsam da... -ki Laila yandı, bitti, kül oldu ve Reina'nın akıbetinden de bi'haberim. Artık sadece "Bir yerli içki dahil." denilen mekanlara gidiyorum, bu yerlerde düzenlenen partilerde fink atıyorum artık sadece. Laila, Reina gibi mekanların çıkışında getirilmesini beklediğim Porsche marka aracımı da sırf dediklerin(-iz)e katıldığımdan Fiat grubuna ait Tempra ile değiştirdim. Çok temiz ama araç, hem de tüplü... Dinledim işte seni ve "Devir tasarruf devridir!" dedim ben de, kıstım lüks saydığın(-ız) ne varsa.


Demek isterdim sana, senin dediklerine cevap olsun diye. Ama sen bunları derken çok şeyi unuttun Sayın* Erdoğan, sayın başbakan. Mesela benim öğrenci olduğumu, babamın emekli olduğunu... Mesela babama "emekli maaşı" deyip verdiğiniz paranın miktarını, ama yanı sıra benden "harç parası" adı altında aldığınız haracın miktarını ve benim bu parayı ödeyebilmek için babamdan aldığımı. Mesela hiçbir eşiniz ve dostunuzun ödemediği ancak babam ödemediği zaman faiz uygulanan  faturalar ile vergileri, babamın da bunları verdiğiniz "emekli maaşı" ile ödediğini. Gerçi zam ya da faiz söz konusu değil, adı "güncelleme" -idi bunların. Hatırlamışken söyleyeyim; "emekli maaşı" dediğiniz ve verdiğiniz paranın tamamı, koyunlarınız ve "Yetmez ama evet!" diyenlerin sayesinde kazandığınız referandumunuz sonrasında yargılayacağınızı söylediğiniz bir paşaya yapmış olduğunuz zammın bir kısmından dahi daha az. Biliyor muydunuz ki bunu, haberiniz var mıydı bundan ya da bir kez olsun düşündünüz mü bunu? Bu değilse bile denilenler ile yapılanların tutarlılığını, dedikleriniz ile yaptıklarınızın tutarlılığını...

Tamamı olmasa ve hatta sadece bir kısmı olsa da saydıklarımı, saçmaladıklarımı sonlandırmak gerekirse; sonuç itibariyle... Porsche marka araca binmiyoruz, ne babam ne de ben. Sandığınız gibi alkolik değilim de, sadece sigaram var. -ki sayenizde onu da bırakacağıma eminim, hamdolsun... Bi'de bu sıra bu konuda laf etmeseniz bile ben söyleyeyim; sandığınız gibi internette de kumar oynayıp, porno izlemiyorum.

İçin(-iz) rahat olsun...

Dipnot :  Dahasını yazmak isterdim, yazardım da; ama her ne kadar Porsche kullanmasam ya da dahası bir lükse sahip olmasam da, şu an sahip olduğum hayatımdan bi'15 ay kaybetmek istemedim sadece.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş